dost63

  • 30/10/2007 - SAHABELERİN NAMAZI
  •                SAHABELERİN NAMAZI
    "Ashab-ı Kiram (Allah onlardan razı olsun),

    sabaha girdikler zaman saçları dağınık,

    renkleri sararmış bir şekilde bulunurlardı.

    Geceyi secde edici, rükû edici olarak geçirirlerdi.

    Bazen uzun müddet kıyamda kalırlar, bazen de uzun müddet secdeye kapanırlardı.

    Aziz ve Celil olan Allah'ı andıkları zaman,

    rüzgarlı bir günde ağaç sallanır gibi sallanırlar;

    gözlerinden, elbiselerini ıslatıncaya ve yerde

    abdest suyu ölçüsünde eser bırakıncaya kadar yaş boşanırdı.

    Sabah olunca yüzlerine yağ sürerler, gözlerine sürme çekerler;

    halk içinde sanki geceyi hep uykuyla geçirmiş gibi çıkarlardı.
    Sahabe-i Kiram, namaza durdukları zaman kendilerini

    Allah korkusu ve azameti kaplardı.

    Hazret-i Hasan -radıyallahü anh-, abdest alırken rengi değişirdi. Biri:
    "-Niye böyle oluyorsun?" diye sorunca

    Hazret-i Hasan -radıyallahü anh-:
    "Azametli, mutlak kudret sahibi,

     her istediğini derhal yapan

    bir sultanın huzuruna dikilme zamanı gelmiştir.

    *Hz. Ali (r.a)'nin savaşta vücuduna

    saplanan okun namaz kılarken çıkarılması olayı meşhurdur.

    Nitekim bir keresinde baldırına bir ok saplanmıştı.

    Çıkarmak için uğraşılmış da çıkarılamamıştı,çok acı veri veriyordu.

    Hz. Ali'inin namaza durmasına ve okun,bu ara da

    çıkarılmasına karar verildi.

    Nafile Namaz kılmaya başlayan Hz. Ali secdeye kapanınca,

    oku kuvvetle çektiler ve çıkardılar.

    Namazı bitirince etrafına bakınarak "oku çıkardınız mı?" diye soran

    Hz. Ali'ye Oradakiler çoktan çıkardık dediler.
    Hazret-i Ebû Bekir -radıyallahü anh-

    namazını hûşu ve kalp huzuru ile kılardı.

    Öyle ki namazda duruşları esnasında adeta bir cansız direk gibiydi.

    Mücahit -radıyallahü anh-,

    Hazret-i Ebû Bekir ve Abdullah bin Zübeyir -radıyallahü anhüma-'nın

    namaz kılışlarını şöyle anlatıyor:
    "Onlar namaz kılarken, sanki bir direk gibi hareketsiz dururlardı."
    Misver b. Mahreme diyor ki:
    Ömer bin Hattab hançerlendikten sonra yanına geldim. Oradakilere:
    "-Durumu nasıl?" dedim. "-Gördüğün gibi." diye cevap verdiler.
    "Namazı hatırlatarak onu uyandırın namazdan

    daha önemli dahi olsa,

    başka bir şeyi hatırlatarak onu uyandıramazsınız."dedim.
    "-Ey müminlerin emiri! Namaz vakti geldi."dediler.
    "-Ha! Peki kalkayım."dedi.
    İslam'da namazı terk edenin durumunu düşündü.

    Yarasından kan aka aka namazını kıldı.

    (Teberani, Hayatü's sahabe)
    Hz Osman -radıyallahü anh-

    bir suikast sonucu hançerle yaralandıktan sonra ,

     sürekli kan kaybetmeye başladı. Ve komaya girdi.

     Bu durumda dahi namaz vakti geldiği söylenince

    kendine gelmiş namazını kılmış ve şöyle demişti:
    "-Namazı terk edenin İslam'da yeri yoktur."
    Hz Osman -radıyallahü anh-

    bütün geceyi uyanık geçirir ve bir rekatta tüm,

    Kur'an'ı kerimi hatmettiği olurdu.

    Hz. Ali -radıyallahü anh-'ın namaz vakti gelince,

    vücudu titremeye başlar ve yüzü sararırdı.

    Sebebini soranlara şöyle derdi:
    "Yerle göğün kaldıramadığı,

    dağların taşımaktan aciz kaldığı bir emaneti

    eda etme zamanı gelmiştir.

     Onu kusursuz olarak yapabilecek miyim,

    yapamayacak mıyım bilemiyorum.
    Sâbit -radıyallahü anh- diyor ki:
    "Zübeyir oğlu Abdullah namaz kılarken,

    sanki ayakta dikili bir ağaç gibi dururdu.

    Kendini namaza öyle verirdi."
    Başka bir Zât şöyle diyor:
    İbn-i Zübeyir secdeyi öyle uzun ve hareketsiz yapardı ki,

     kuşlar gelir, omzuna konardı. Bazen de öyle rükû ederdi ki,

    bütün gece rükû ile geçerdi. Bazen de secdeyi uzatır,

    bütün geceyi secde ile geçirirdi.
    İbn-i Zübeyir Hazretleri, yapılan bir saldırıda evde namaz kılıyordu.

     Atılan şey mescidin kapısına çarptı.

    Duvardan sıçrayan bir parça da İbn-i Zübeyir -radıyallahü anh- 'ın

     boğazı ile sakalı arasına çarptı.

    Buna rağmen o, ne namazını bozdu, ne rükû ve secdesini kısalttı.

    Bir keresinde namaz kılarken, Haşim isimli oğlu yanında yatıyordu.

    Tavandan bir yılan atıldı, oğluna sarıldı. Çocuk feryat etmeye başladı.

     Ev halkı yetiştiler bir gürültü koptu, yılanı öldürdüler.

     İbn-i Zübeyir namazını sükûnetle kılmaya devam etti.

     Selam verdikten sonra :
    "-Gürültüye benzer bir şey işittim, neydi o?" buyurdu. Hanımı:
    "-Allah sana acısın! Çocuğun ölüyordu. Senin haberin olmadı mı?" dedi.
    Buna karşılık İbn-i Zübeyir Hazretleri şöyle cevap verdi:

     "-Allah hayrını versin! Eğer namazda başka bir şeyle ilgilenseydim,

    namaz nerede kalırdı?"
    * Bir sabah erkenden O büyük imanlı

    Sahâbînin zincirlerini çözüp, zindandan çıkardılar.

    Mekke dışında Ten'im denilen yere götürdüler.

    Çünkü bütün mel'anetlerini, orada yapmayı âdet edinmişlerdi.
    Bu iki Allah ve Resûlullah dostu ise, heyecanlı değildiler.

    Yolda karşılaşıp görüşen bu iki Sahâbî kucaklaşarak,

    birbirlerine uğradıkları belâya sabretmelerini tavsiye ettiler.

    Az sonra bir müşrik bağırdı:
    -Ey Hubeyb! Sen bizim babamızı, Hâris bin Âmir'i öldürdün.

    Bugün onun intikamını senden alacağız.

    Ölmeden önce bir isteğin var mı?
    Hubeyb bin Adiy gâyet sâkin, şunları söyledi:
    Yaşatan ve öldüren ve öldükten sonra gene diriltecek olan,

     yalnız Cenâb-ı Allahtır.. O'na binlerce hamd olsun.
    Darağacında namaz Müşrikler hayretle tekrar sordular:
    _Ölmeden önce son bir arzun yok mudur?

    _Beni bırakınız iki rekât namaz kılayım...

    _Kıl orada.
    Elleri ve ayakları çözülen Hz. Hubeyb, hemen namaza durup,

    büyük bir sükûnet içinde huşu' ile iki rekât namaz kıldı.

    Cenabı Hakka son dualarını yaptı.
    Toplanan müşrikler, kadınlar, çocuklar heyecanla onu seyrediyorlardı.

    Namazını bitirdikten sonra
    -Vallahi eğer ölümden korkarak ,

    namazı uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız,

    namazı uzatırdım ve daha çok kılardım, dedi.
    Böylece idam edilirken iki rekât namazı ilk kılan,

    âdet ve sünnet olmasına sebep olan Hubeyb bin Adiy'dir.

    Peygamber efendimiz, onun idam edilirken,

    iki rekât namaz kıldığını işitince ,

    bu hareketini yerinde ve uygun bulmuştur.

    Kaynak: Osman ERSAN,

    Gözümün Nûru Namaz,

    Erkam Yayınları

    Yorum ( 7 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 30/10/2007 - MUTLU EVLİLİĞİN SIRLARI
  •  

                                MUTLU EVLİLİĞİN SIRLARI

     

    Mutlu Evliliğin Sırrı (Esinizin içindeki küçük kızı düşünmek

    ve ona göre davranmak)
    Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini

    uzatan adama ters ters baktı.
    Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani

    kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler

    eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu.

    "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor,

    belki benden daha zengindir" diye düşündü.

    Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.
    Alaycı bir ses tonuyla: Ekmek parası mı istiyorsun? diye sordu.

     Hayır çikolata parası lazım! Bülent’in kızgınlığı şaşkınlığa döndü.

     Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.
    Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
    Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz,

     onu da bulamadıysak aç yatarız.

    Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa

    dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.
    Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
    Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

    Bu bir kamera şakası mı yoksa

    sen iş bulamamış stendapçı mısın?

    Hiçbiri değil. Sadece fakirim.

    Bugün karımın doğum günü,

    ona çikolata götürmek istiyorum.

     Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
    O bizim için değil zenginler için.

     Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile

     yaş pasta alamadım.

    Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm.

    Çikolatayı çok sever.
    Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti.

    O akşam karısıyla kavga etmiş,

     kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı.

    Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü.

     Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı.

    Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.

     Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.

    Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek,

    hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.
    Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı.

    "Acaba söyledikleri gerçek mi,

    yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.

    Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?
    Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı,

     bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.

    Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım,

    ne iş bulursam yaparım.

     Fakat bu gün bütün gün iş aradım,

    aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.
    Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
    Oturun biraz dertleşelim bari dedi.

    Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
    Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
    Fakirin akrabaları da fakir olur beyim.

    Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
    Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını?
    Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
    Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk.

     Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa.

    Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
    Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
    Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı?

    Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun

    formülünü bulmuş gibisin.Ben ilkokulu bile bitirmedim.

    Öyle formül falan bilmem.
    Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım.

    Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim,

    fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz.

    Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz,

    arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var,

    ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun.

    Para mı acaba bizi mutsuz eden?
    Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var.

    Benim karım her şeyim.
    Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım.

    Hayatımı paylaştığım insandan daha

    değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?

    Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir.

    Aslında hiçbir şey olan.

    Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım

    her şeyden şikayet ediyor.

    Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

    Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim.

    Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın.

     Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu,

    hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz.

    Bir kadın, kocasının her şeyi

     olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

    Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu?

    Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona

    benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum.

     O da çok mutlu oluyor.

    Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

    Küçük kızı severek.Küçük kız mı?

    Hangi küçük kız?Yaşı kaç olursa olsun

     her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır.

     O kızı ne kadar çok sever,

     ne kadar çok mutu edersen,

     o kadını da o kadar mutlu edersin.Nasıl yani?

    Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün.

    Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler.

    Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.

    Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler.

    Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler.

    Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz  şımartılmak isterler.

     Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler.

    İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?Haklısın,

    Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin.

     Her akşam  boynuma sarılır

    "babacığım beni ne kadar seviyorsun?"

     diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda

    "Baba güzel olmuş muyum?"

     diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona.

     " Harikasın prenses gibi olmuşsun" demeliyim.

    Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

    İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler.

    Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum.

    Ömrümüz olurda seksen,

     doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle

    davranmaya devam edeceğim.

    Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor.

    "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?"

    dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

    Hiç kavga etmezmisiniz siz? Kavga evliliğin tadı tuzu.

     Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır.

    Benim karım bir keçi kadar inatçıdır.

    Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana. 

    Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

     Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi,

     ilgi istemeye utanırlar.

     En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır.

    Yeter ki  sen o tatlı kızı sevindirmeyi,

     mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma.

    Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap

     hep kuşkuyla bakar.

     Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hemde çabuk kırılırlar.

    Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler.

    Yumuşak dokunuşları severler.

    Bu tavsiyeni deneyeceğim.

    Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.

    Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman

    eve çok yorgun gidiyorum.Bu sadece bir bahane.

     O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.
    Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur.

    Sen o küçük kızı mutlu  ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın.

     Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir.

    Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz.

    Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir.

    Düşünsene somurtkan, mutsuz,

    sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan 

     ne kadar mutlu olabilirsin.Haklısında bende

    bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
    Yine para, yine dış sebepler.

    Evet para önemli ve gerekli

    ama kadınlar para için erkekleri sevmezler.

     Para geçici mutluluklar verir.

    Kadınlar hediye almayı severler.

    Paran varsa hediye al tabi.

    Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme.

    Hediyenin yanına sevgini

    katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur.

    Benim hiçbir zaman çok param olmadı.

    Günlük kazandım günlük yedik.

     Bazen aç kaldığımız günler oldu.

    Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım

    ama her zaman aşk sözleri fısıldadım.

    Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım

    ama hep öpücüklerle sevdim boynunu.

    Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim

    ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım

    bedenini ve mutlu ettim onu.

    Adam ayağa kalktı.Bana müsaade,

    artık gitmeliyim, karım merak eder.

    Sende git evine küçük kızın gönlünü al,

    belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

    Bülent de ayağa kalktı.

     Kuvvetlice elini sıktı.

    Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

    Elini bıraktı koluna girdi.

     Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

    Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım,

    dedi.Pastayı aldılar.

     Adam hayatında ilk defa karısına

    yaş pasta götürmenin mutluluğuyla,

    bin bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu.

     Bülent de pastanenin yanındaki

    manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

    Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle

    mutfak masasında oturmuş su içiyordu.

     Bülent hiç konuşmadan

     meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı.,

     sonra eşinin önüne koydu.

    Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

    İnci hiç konuşmadı.Sorsana

    "niye" diye.İnci kızgın kızgın:

    Niye? Diye sordu.

    Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı

     kadının midesine gidecek,

    dedi  gayet ciddi bir ses tonuyla.

    İnci şaşırmıştı.

    Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.

    Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.

    Hayret bir şey!

    Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın.

    Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın.

     Aslında bu beklediğim istediğim  bir şeydi.

     "bak senin sevdiğin meyveleri aldım

    "Ama şimdi kıymeti yok.

    Çünkü sana çok kırgınım,

     meyve alarak gönlümü alamazsın.

    Özür dilerim seni kırdığım için.

    Sonra Bülent yere diz çöktü.

    EVET  EVLİLER

    GÜZEL BİR DERS

    BEKARLAR

    ÖRNEK ALSIN

    İNŞAALLAH.

    SELAMLAR DUA İLE

     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 26/9/2007 - dikkat lazım
  • SÖYLEDİKLERINİZE DİKKAT EDİN,
    DÜŞÜNCELERİNİZE DÖNÜŞÜR......
     
    DÜŞÜNCELERİNİZE DİKKAT EDİN,
    DUYGULARINIZA DÖNÜŞÜR......
     
    DUYGULARINIZA DİKKAT EDİN,
    DAVRANIŞINIZA DÖNÜŞÜR......
     
    DAVRANIŞARINIZA DİKKAT EDİN,
    ALIŞKANLIKLARINIZA DÖNÜŞÜR.....

     

    ALIŞKANLIKLARINIZA DİKKAT EDİN,                 

    DEĞERLERİNİZE DÖNÜŞÜR.......
     
    DEĞERLERİNİZE DİKKAT EDİN,
    KARAKTERİNİZE DÖNÜŞÜR.......
     
    KARAKTERLERİNİZE DİKKAT EDİN,
    KADERİNİZE DÖNÜŞÜR.........

     

    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 12/9/2007 - SERDAR TUNCER İLE FARUK
  •  

    KİM NE DEMİŞ…!

     

    ·  İnsan hayatının en önemli olayı iyi bir eş seçimidir.

        (Drusus)

    ·  Akıllıca bir evlilik yapmak istiyorsan, denginle evlen!

        (Ovidius)

    ·  Bir çok kadın, ‘filancanın karısı’ desinler diye evlenirler.

        (Mabel Rass)

    ·  Eğitim görmüş bir halkı idare etmek kolay, köleleştirmek   

        imkânsızdır.

        (Lord Brougham)

    ·  İnsan eğitimle doğmaz, ama eğitimle yaşar.

        (Cervantes)

    ·  Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir.

        (Tolstoy)

    ·  Güzellik kısa süren bir saltanattır.

        (Victor Hugo)

    ·  Güler yüz altın anahtardır.

        (Maculay)

    ·  Herkesin sizi sevmesini istiyorsanız, gülümseyiniz.

        (Dale Carnegie)

    ·  Gülerek isyan eden, ağlayarak Cehennemde yanar.

        (İbni Abbas)

    ·  İlk hata saflığın, sonrakiler suçun mahsulüdür.

        (Oliver Goldsmith)

    ·  Evlenme-boşanma işi sırf kadınların elinde olsaydı, bir tek 

        nikâh sağlam kalmazdı.

        (Dostoveyski)

    ·  Hatalar, ekseriya en iyi öğretmendir.

        (Froude)

    ·  İnsanları oldukları gibi kabul etmeli.

        (Plautus)

    ·  Her insan meyvesi ile tanınır.

        (Martine Luther)

    ·  İyiliği, yalnız iyiler anlar, kötülüğü herkes.

        (Cenap Şehabettin)

    ·  Yoksul, çok şey ister; hırslı ise herşeyi.

        (Syrus)

    ·  Şerefle bitirilmesi gereken en ağır vazife, hayattır.

        (Toequeville)

    ·  İyi haberler ağır ağır gelir. Çabuk gelenler yalnız  kara 

        haberlerdir.

        (Manzoni) 

     

     

     

     

     

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 12/9/2007 - BÜYÜKLERİN DUA BEREKETİYLE HAYIRLI RAMAZANLARA
  •  

    ALLAH'TA BİR DUA PEYGAMBERDEN ARMAĞAN

    KUR'ANDAN NEFES GÖKYÜZÜNDEN

    YAĞAN YAĞAN YAĞMUR GİBİ

    SEVABINIZ BOL OLSUN,

    RAMAZAN ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN.

     

    RESULÜN YÜZÜNÜN NURU YÜREĞİNE DOKUNSUN

    MELEKLER HEP BAŞUCUNDA BULUNSUN

    ÖYLE BİR GÜN DOĞSUNKİ

    DUALARIN KABUL OLSUN,

    RAMAZAN ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN.

     

    BEYAZ BİR GÜL GÖNDERİYORUM YAPRAĞINDA

    İMAN DALINDA SAYGI KOKUSUNDA

    HZ.MUHAMMED (A S) RENGİNDE NUR YAPRAGIN

     KUR'AN HANENİZ HUZURLU GÖNLÜNÜZ MUTLU

    KALBİNİZ NURLU RAMAZAN ŞERİFİNİZ

     MÜBAREK OLSUN.

     

    AŞK MEKKEDEN MEDİNEYE HİCRET ETMEKTİ AŞK

    UHUDDA CAN VERMEKTİR AŞK

    HZ.MUHAMMED'İ SEVMEKTİR,

    AŞK ÖLÜRKEN ÜMMETİM DEMEKTİR

    BENDE BU AŞKLA

    RAMAZAN ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN.

     

    KALBİNDE İMAN SİNENDE DOSLUK

    ELİNDE KUR'AN DİLİNDE ZİKİR

    YAŞAMINDA İSLAM

    HAYATINDA TAKVA EKSİK OLMASIN,

     RAMAZAN ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN.

     

    HAK DEĞİŞMEYEN İDEALİNİZ

    İSLAM ŞAŞMAYAN YOLUNUZ

    İMAN SÖNMEYEN NURUNUZ KUR'AN REHBERİNİZ

     CENNET SON DURAGINIZ OLSUN,

    RAMAZAN ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN.

     

    ETTİĞNİZ HER DUA DERDİNİZE DEVA

    HASTALIĞINIZA ŞİFA GÖZÜNÜZE NUR

    GÖNLÜNÜZE HUZUR GEÇMİŞLERİNİZE

    RAHMET EVİNİZE BEREKET GETİRSİN,

    RAMAZAN ŞERİFİNİZ

    MÜBAREK OLSUN NİCE

    RAMAZANI ŞERİFLERE.

     

    EGER DUA İÇİN TEMİZ BİR NEFESİN

    YOKSA TEMİZ GÖNÜLLÜ DOSTLARDAN

    DUA DİLE BENDE SİZDEN DUA DİLİYORUM.

    RAMAZAN ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN.

     

    YAĞAN KARLA GELEN MELEKLERİN

    İMAN DOLU YÜREKLERİN

    İSLAM UĞRUNDA ŞEHİTLERİN SİZLERİN VE

    BÜTÜN MÜSLÜMLARIN,

    KURBANLARIN RAMAZAN ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN.

     

    SEVGİYLE UMUTLA NEŞEYLE

    SAYGIYLA HUZURLA BAŞARIYLA

    İNANÇLA İMANLA TAKVAYLA TESLİMİYETLE,

    MEVLANIN VERMİŞ OLDUĞU

    BÜTÜN GÜZELLİKLERLE

    YAŞANACAK NİCE

    RAMAZAN ŞERİFLERE

    MÜBAREK GÜN VE GECELERE DUA İLE

    RAMAZAN ŞERİFİNİZ

    KADİR GECENİZ

    RAMAZAN BAYRAMINIZ

     MÜBAREK OLSUN

     

     

     

     

     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    din,kültüre önem veren

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

      Arkadaşlarım

    • ahsennur
    • adayolu
    • annelerimiz
    • fuadyusufoglu
    • hizmetnimettir
    • benyako
    • 1incitanem
    • azadgulu
    • canipek
    • sohbetsevenler
    • murat destebaşı

      Reklam

    • Sayfa: 1 - Toplam: 3
      | Sonraki Sayfa